Marcellus Williams'ın İnfazı Derhal Durdurulmalı

ABD'li 48 yaşındaki Marcellus Williams, 1998 yılındaki bir cinayetten dolayı 22 Ağustos’ta Missouri’de infaz edilecek. Williams, masum olduğunu ifade ediyor. Bir Afro-Amerikan olan Williams, neredeyse tamamı beyazlardan olan bir jüri karşısında yargılandı. Davasına bakan dört federal hakimden ikisi, hüküm giyerken Williams’a yeterli anayasal temsiliyet sağlanmadığı görüşünde. Williams, kendisini suçla ilişkilendiren hiçbir adli tıp delili veya görgü tanığı olmadan bir muhbirin verdiği bilgi üzerine cinayetle suçlandı. 

Missouri Eyalet Valisini Marcellus Williams’ın infazını durdurmaya ve hakkında verilen ölüm cezasını hafifletmeye çağırıyoruz. 

11 Ağustos 1998 tarihinde 42 yaşındaki Felicia Gayle, University City, St Louis, Missouri’deki evinde bıçaklanarak öldürüldü. Yerel bir gazetenin muhabiri olan Gayle, şöhretli bir doktorla evliydi ve ölümünden sonra eşi, Felicia’nın ölümüne ilişkin hiçbir tutuklama olmaması üzerine istihbari bilgi karşılığında 10.000 USD ödül vaat etti. Cinayetin üzerinden bir yıldan fazla bir süre geçtikten sonra polis, başka bir davadan tutuklanarak cezaevine giren Williams’la aynı hücreyi paylaşan bir cezaevi muhbirinin verdiği bilgi üzerine Marcellus Williams’ı cinayetle suçladı. Muhbir, polise, Marcellus Williams’ın cinayeti kendisinin işlediğini söylediğini aktardı. Bu gibi muhbir tanıklıklarının ABD’de hatalı mahkumiyet kararlarına sebep olduğu defalarca gösterildi. Söz konusu muhbir Haziran 1999’da ortaya çıkana dek polisin davaya ilişkin hiçbir delili yoktu. Polisin daha sonra ulaştığı Marcellus Williams’ın eski kız arkadaşı da Williams’ı cinayetle ilişkilendirdi.

Haziran 2001 duruşmasının jüri seçiminde savcı, jüri üyesi olabilecek yedi Afro-Amerikan’dan altısını davadan çıkardı ve 11 beyaz, bir siyahi kişiden oluşan nihai jüri oluşturuldu. Felicia Gayle beyazdı, Marcellus Williams ise bir siyah. Cezaevi muhbiri ve sanığın eski kız arkadaşı savcılığa ifade verdi. Marcellus Williams’ı suçla ilişkilendiren bazı ikinci derece deliller olmasına rağmen hiçbir adli tıp delili veya görgü tanığı yoktu. Jüri üyeleri Williams’ın mahkumiyeti lehine oy kullandılar. Hüküm verme aşaması sonucunda jüri üyeleri, kendilerine Williams’ın geçmişinde şiddetli istismar, yoksulluk veya zihinsel engellilik olduğuna dair hiçbir kanıt sunulmadan Williams’ın ölüm cezasına mahkum edilmesi yönünde oy kullandılar.

Marcellus Williams’ın temyiz avukatları, savcılığın, muhbir tanıklar hakkında kendilerine savunma makamı tarafından kullanılabilecek bilgiler vermediği ve savunmanın bu kişileri soruşturmakta yetersiz kaldığı gerekçeleriyle muhbir tanıkların güvenirliğine itiraz ettiler. Duruşma öncesinde suç delillerine yapılan sınırlı DNA testi Marcellus Williams’ın DNA’sı ile uyuşmadı ve Williams’ın temyiz avukatları, ‘‘gerçek katilin kimliğini ortaya çıkarabileceği’’ gerekçesiyle daha kapsamlı bir DNA testi yapılmasını istediler. 2016’da, cinayette kullanılan bıçağın sapına DNA testi yapıldı. Test görevlisine göre Marcellus Williams’ın cinayette rolü olma ihtimalini kesin bir şekilde dışlamaya yetecek bir DNA profili geliştirmek mümkün değildi. Avukatlar tarafından tutulan bir başka adli tıp DNA uzmanı, ‘‘Williams’ın saptanan profilde payı olmasının mümkün olmadığı’’ ve ‘‘bıçak üzerinde saptanan profile ilişkin en akla yatkın açıklamanın, Marcellus Williams’ın cinayette rolü bulunmaması olduğu’’ sonucuna vardı. Avukatlar, aynı zamanda, Felicia Gayle ölmeden bir ay önce, Gayle’in yaşadığı yerin bitişiğindeki bir St Louis banliyösünde gerçekleşen faili meçhul bir kadın cinayetinden deliller ve kayıtlar elde etmeye çalıştılar. Suçlar arasındaki benzerlikler, soruşturmayı yürüten memurlardan birini, cinayetlerin bir seri katil tarafından işlendiği varsayımına sevk etti.

İmza kampanyamıza katılın. 

EK BİLGİ

Rahatsız edici jüri seçimi taktikleri diğer St Louis Vilayeti davalarında da yaşandı. Siyahi olan Andre Cole’un 2001’deki duruşmasında savcı, jüri seçiminde üç Afro-Amerikanı dava dışı bırakarak tamamı beyazlardan oluşan bir jüri oluşturdu. Andre Cole, 2015’te infaz edildi. Siyahi Herbert Smulls, 1992’de tamamı beyazlardan oluşan bir jüri tarafından ölüm cezasıyla cezalandırıldı ve 2014’te infaz edildi. Savcı, jüri üyesi olabilecek kalan son siyahi kadını, mektup ayırıcısı olduğu ve bu gibi işçilerin, ‘‘iş merdiveninin en alt basamağında’’ yer alan ‘‘hoşnutsuz, mutsuz insanlar’’ oldukları gerekçesiyle jüri dışında bıraktı. Siyahi Kimber Edwards, 2002’de, savcılığın jüri üyesi olabilecek üç siyahiyi dava dışında bırakması sonucu tamamı beyazlardan oluşan jüri tarafından ölüm cezasıyla cezalandırıldı (Edwards’ın ölüm cezası 2015’te hafifletildi). Bu muhtemel jüri üyelerinden ikincisi hakkında savcı, bu kişinin posta hizmetlerinde çalıştığını ve savcılığın ‘‘posta işçilerini her zaman çarptığını,’’ çünkü bu kişilerin ‘‘en büyük bürokratik örgütlenmelerden birinin’’ çalışanı olarak kurallara uyma zorunlulukları olduğu ve jüri hizmetinin onlara ‘‘kurallara uymama’’ fırsatı verdiğini ifade ederek kendisini jüri dışında bıraktı.

Batson v Kentucky davasında verilen 1986 tarihli Anayasa Mahkemesi kararı gereğince muhtemel jüri üyeleri yalnızca ‘‘ırk temelinde tarafsız’’ gerekçelerle dava dışı bırakılabilir. Şayet savunma makamı, savcılığın ilk intiba üzerine (prima facie) ayrımcılık yaptığını ortaya koyarsa, ırk temelinde tarafsız davranıldığına ilişkin açıklama yapma yükümlülüğü devlete geçer. Marcellus Williams’ın davasında savunma makamı, savcının, jüri üyesi olması muhtemel altı Afro-Amerikan’dan üçünü dava dışı bırakmasına Batson davasını emsal göstererek itiraz etti. Savcı, birinci kişiye ilişkin, adamın küpeleri, ‘‘kitapsever’’ gözlükleri, keçi sakalı ve ilgi çekici giyiminin onun ‘‘farklı olma çabası’’ ve ‘‘liberal’’ biriymiş gibi görünmek istemesinin işaretleri olduğu, tutum ve dış görünüşünün sanığınkiyle benzer olduğu ve bir posta işçisi olduğu, savcılığın görüşüne göre de yazman ve posta memurlarının liberalliğe eğilimli olduğu açıklamasını yaptı. İkinci jüri adayı hakkında savcı, ölüm cezası verip veremeyeceğine dair ‘‘yeterince net’’ olmadığı gerekçesiyle bu kişiyi dava dışında bıraktığını söyledi. Savcıya göre üçüncü kişi, çalışma arkadaşına fiziksel saldırıda bulunduğu için işinden kovulduğu ve jüri havuzundaki diğer kişiler kendisine güldüğünde sinirlenmiş göründüğü için dava dışı bırakıldı. Tüm bu gerekçeler duruşma hakimi tarafından ‘‘ırk temelinde tarafsız’’ olarak kabul edildi.

2010’da bir federal hakim, Williams’ın dava avukatının, ‘‘Williams’ın aile üyeleri tarafından acımasızca şiddetli fiziksel istismara uğradığı, cinsel istismar mağduru olduğu, ailesinin onu suç işlemeye teşvik ettiği veya buna göz yumduğu, yoksul bir aileden geldiği ve küçük yaşta silahlara, uyuşturuculara veya alkole maruz bırakıldığına’’ ilişkin hafifletici delil sunmakta yetersiz kaldığı gerekçesiyle hakkında yeni bir hüküm verilmesini emretti. 2004’te temyiz avukatları tarafından tutulan bir psikolog, Marcellus Williams’a, diğer rahatsızlıklarla beraber belirtileri yıllarca ‘‘görmezden gelinen, hafiflemeyen ve tedavi edilmeyen’’ Travma-Sonrası Stres Bozukluğu teşhisi koydu. 2012’de ABD Temyiz Mahkemesi Sekizinci Dairesi bire karşı iki oyla kararı geri çevirdi. Aykırı görüşteki hakim, çoğunluğun, eyalet mahkemesi kararlarının federal mahkeme tarafından gözden geçirilmesine ilişkin ABD yasalarına uygunluk gereğince, Williams’ın avukatının yetersizliği nedeniyle ‘‘önyargıya maruz kalmadığına hükmeden Missouri Anayasa Mahkemesi kararına uymak zorunda’’ olduğu kanaatine ‘‘kesinlikle katılmadığını’’ bildirdi. Hakim, çoğunluğu, ‘‘makul olmayan bir soruşturma temelinde benimsenen makul olmayan bir stratejiye makul olmayan bir uyumluluk’’ göstermekle suçladı. Buna göre, duruşma avukatının temyiz sürecinde, müvekkilinin geçmişini araştırmama kararının, çoğunluğun iddia ettiği gibi stratejik olmadığını, o sırada bir başka cinayet ana davasıyla ilgilenmekte olduğundan (hakim, savunma makamının Marcellus Williams duruşmasının ertelenme talebinin reddedildiğini görmezden gelmişti) ve hafifletici bir delil bulduğu takdirde bunu jüriye sunmuş olacağından bu araştırma için ‘‘zamanının tükendiğini’’ itiraf etmesi göz ardı edilmişti.

Haziran 1972’de çıkan ve Temmuz 1976’da ABD Anayasa Mahkemesi tarafından onanan kanunlar gereği ölüm cezalarının 1977’de yeniden infaz edilmeye başlamasından beri ABD’de, 88’i Missouri’de olmak üzere 1,456 infaz gerçekleşti. Bu yıl ABD’de bir tanesi Missouri’de olmak üzere 14 infaz gerçekleşti. Uluslararası Af Örgütü, ölüm cezasına, tüm vakalarda koşulsuz olarak karşı çıkar. ABD’de ölüm cezası, keyfiyet, ayrımcılık ve hatalarla delik deşik ediliyor. 1973’ten beri 150’den fazla kişi masumiyet temelinde infaz sıralarından çıkarıldı. Örneğin, tamamı beyazlardan oluşan bir jürinin muhbir tanıklığına dayanarak ölüm cezasıyla cezalandırdığı siyahi bir sanık, Joseph Amrine, işlemediği bir suçtan ötürü Missouri’nin infaz sırasında 17 yıl geçirdikten sonra 2003’te serbest bırakıldı. (bkz. https://www.amnesty.org/en/documents/amr51/085/2002/en/ ve https://www.amnesty.org/en/documents/amr51/060/2003/en/). 

 

 

SONA ERDİ
795 İMZA
Eylemi Paylaş:
11 2