İranlı Kürt Hoşmend Alipur'un ölüm cezasının uygulanması durdurulsun

İranlı Kürt Hoşmend Alipur, adil olmayan bir yargılama sonucunda 29 Aralık 2019’da ölüm cezasına mahkum edildi ve bu nedenle öldürülme tehlikesi altında. Aynı davada yargılanan ve yine İran’ın Kürt azınlığına mensup olan Muhammed Ustadkader ise 11 yıl hapis cezasına mahkum edildi. Kendi seçtikleri avukatlara erişimi engellenen iki kişi, işkence ve diğer türde kötü muamele ile suçlarını “itiraf etmeye” zorlandıklarını söylüyor. İşkence ve diğer türde kötü muamele ile elde edilen “itirafların” mahkemede kanıt olarak kullanılmasına ve yayınlanmasına son verilmesi ve ölüm cezasını tamamen kaldırma amacıyla infazların ertelenmesi yasasını acilen çıkarılması için çağrıda bulun!

Arka Plan

İran İstihbarat Bakanlığı, Hoşmend Alipur ile Muhammed Ustadkader’in gözaltına alınmasından dört gün sonra, 7 Ağustos 2018’de, Sakkız’daki güvenlik noktasına saldıran “ayrılıkçı ve Tekfiri grupların” üyelerinin gözaltına alındığını iddia etti. İran’a yönelik silahlı eylemleriyle bilinen, Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi merkezli Kürdistan Özgürlük Partisi (PAK), 9 Ağustos 2018’de, saldırının sorumluluğunu üstlendi. Hoşmend Alipur’un ailesi, Alipur ile Ustadkader’in PAK üyesi olduğunu ancak İran devletine yönelik silahlı saldırılara katılmadıklarını ve İran Kürtleri arasında PAK ile ilgili farkındalık yaratmak gibi siyasi faaliyetler yürütmek amacıyla İran’a gittiklerini söyledi. Hoşmend Alipur “devlete karşı silahlı isyan” suçlamasıyla ölüm cezasına mahkum edildi ve ayrıca “sistem karşıtı propaganda yaymak” suçundan bir yıl, “ulusal güvenliğe zarar vermek amacıyla bir gruba üye olmak” suçundan beş yıl ve “silah taşıma” suçundan 10 yıl hapis cezasına mahkum edildi. Muhammed Ustadkader ise “sistem karşıtı propaganda yaymak” suçundan bir yıl, “ulusal güvenliğe zarar vermek amacıyla bir gruba üye olmak” suçundan beş yıl ve “silah taşıma” suçundan beş yıl hapis cezasına mahkum edildi. İran Ceza Kanunu’nun 134. Maddesi gereğince üç veya daha fazla suçtan suçlu bulunan kişilerin, mahkum edildikleri cezaların en ağırını çekmesi gerekiyor.

İran yetkilileri yıllardır yaptıklarını meşru göstermek ve halkın desteğini kazanmak için “suçluların itiraflarını” devlet televizyonunda yayınlıyor. Gözaltına alınan kişiler “suçlarını itiraf etmeye” zorlanıyor ve “itiraf” videoları çoğunlukla kişilerin en güçsüz durumda oldukları anlarda kaydediliyor. Örneğin gözaltına alınmalarının hemen ardından ya da hücre hapsinde tutulduktan veya işkence ve diğer türde kötü muameleye maruz kaldıkları uzun süreli sorgulardan çıktıktan sonra. Buna benzer videolar, İranlı istihbarat ve güvenlik güçlerinin, gözaltına alınan kişilerin sorgu aşamasında ve duruşmalarda sessiz kalma, masumiyet karinesinden faydalanma, suçunu itiraf etmeye zorlanmama ve aşağılayıcı muameleden korunma haklarına yönelik ihlallerde ne kadar ileri gittiğini gösteriyor. Uluslararası Af Örgütü’nün araştırmaları, İran Radyo ve Televizyon Kurumu ile devletin kontrolündeki diğer medya kuruluşlarının istihbarat ve güvenlik yetkilileriyle yakın iş birliği yaptığını, “itiraf” videolarının çekilmesinde ve yaygınlaştırılmasında rol oynadığını ve bu nedenle yayınlarında görülen kişilerin insan haklarının ihlal edilmesinde sorumluluk taşıdığını ortaya koymuştu.

İran’ın devlet televizyonunda yayınlanan zorunlu “itiraflar” mahkemede kanıt olarak kullanılıyor ve sonrasında mahkum edilen kişilere verilen ölüm cezaları uygulanıyor. Zanyar Muradi ile Lukman Muradi’ye verilen ölüm cezalarının 8 Eylül 2018’de Tahran’ın kuzeybatısındaki Kerec’de bulunan Recai Şahr Cezaevi’nde uygulanması bu durumun en son örneği. İranlı Kürt kuzenlerden Zanyar Muradi İstihbarat Bakanlığı yetkilileri tarafından 1 Ağustos 2009’da, Lukman Muradi ise 17 Ekim 2009’da İran’ın Kürdistan eyaletine bağlı Merivan’da gözaltına alınmış ve 4 Temmuz 2009’da kıdemli bir din adamının oğlunun öldürülmesinden sorumlu tutulmuştu. Muradi kuzenler, İstihbarat Bakanlığı tarafından gözaltında tutuldukları dokuz ay boyunca ailelerine veya avukatlarına erişimleri olmaksızın tek başına hücre hapsinde tutuldular. Gözaltında işkenceye uğradıktan sonra kamera karşısında cinayeti “itiraf etmeye” zorlandıklarını söylediler. Bu zorunlu “itiraflar” Kasım 2010’da devlet televizyonunda yayınlandı. Aralık 2010’da sadece 20 dakika süren bir duruşma sonrasında, 15 No’lu Tahran Devrim Mahkemesi her iki kişiyi “Allah’a düşmanlık” (muharebe) ve cinayetten suçlu buldu. Avukatları, Muradilere yönelik tek kanıtın zorla elde edilen “itirafları” olduğunu ifade etmişti. Her iki kişi kendilerine yöneltilen suçlamaları defalarca reddetmiş ve suçsuz olduklarını savunmuştu.

İşkence ile elde edilen zorunlu “itirafların” yayınlanması, mahkumların insanlık onurunun hiçe sayılması ve insan haklarının ağır ihlalidir. İran, Uluslararası Medeni ve Siyasal Haklar Sözleşmesi’nin 14. Maddesi gereğince, tüm sanıkların masumiyet karinesi hakkı ile suçunu itiraf etmeye zorlanmama hakkına saygı göstermek ve bu hakları korumakla yükümlüdür. İran, Uluslararası Medeni ve Siyasal Haklar Sözleşmesi’nin 7. Maddesinin yanı sıra uluslararası teamül hukuku gereğince de suçlanan kişilerin işkence ve diğer zalimane, insanlık dışı ve alçaltıcı muamele veya cezalandırmaya uğramama hakkına saygı göstermek ve bu hakkı korumak zorundadır.

Uluslararası Af Örgütü, suçun niteliği, failin özellikleri ya da devletin mahkumu öldürmek için kullandığı yöntem her ne olursa olsun istisnasız tüm davalarda ölüm cezasına karşı çıkmaktadır. Uluslararası Af Örgütü nezdinde ölüm cezası yaşam hakkının ihlalidir ve en acımasız, insanlık dışı ve aşağılayıcı cezadır.

 

Eylemi Paylaş:
11 2